|
*TPAO’nun Türki Cumhuriyetlerde petrol üretim ve sondaj projelerinde yer aldığı biliniyor. Bu projeler doğalgazı da kapsıyor mu? Uzun vadeli düşündüğümüzde Türkiye’nin petrol piyasasındaki geleceği nedir?
TPAO doğalgaz sektöründe de faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu manada Şah Deniz Projesi’ne ortaktır. Bu projede üretim 2006 da başlayacak olup 2015 yılında maksimum düzeye çıkması beklenmektedir. Uzun vadeli düşünüldüğünde, TPAO’nun özellikle ACG ve Şah Deniz projelerindeki ortaklıkları sonucu itibariyle ülkemize önemli bir katkı sağlanacak olup, BTC ve SCP projeleriyle bölgede üretilen petrol ve doğalgazın dünya pazarlarına ulaştırılmasında ülkemiz etkin rol oynayacaktır.
*2005 yılında ilki hizmete girecek olan doğal gaz depolama tesislerinden beklentileriniz nelerdir? Neden böyle bir uygulamaya geçildi?
Doğalgaz pazara ulaşmadan önce yüzlerce millik mesafelerden nakledilmesi gerekmektedir. Doğalgaz ihtiyacı farklı mevsimlerde, haftanın farklı günlerinde ve günün farklı saatlerinde değişkenlik göstermesine rağmen ,ekonomik açıdan optimize edilebilmesi için iletim sistemleri genelde yüksek yük faktörlerinde işletilmektedir. Bu nedenle enerji temin eden şirketlerin, pik gaz çekişlerini ve gaz kesintilerini karşılayabilmek amacıyla bazen kısa, bazen de uzun süreli depolama ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır. Doğalgazın büyük bölümü ülkemize uzun boru hatları vasıtasıyla gelmekte olup, kalan kısmı ise tankerlerle LNG olarak taşınmaktadır. Boru hattında veya tanker ulaşımında yaşanabilecek teknik sebepler dışında doğalgazın ülkemize gelinceye kadar geçtiği ülkelerdeki durum da son derece önemlidir. Bu ülkelerin hattan fazla gaz çekmesi ya da gaz gönderimin azaltması durumunda da devreye girecek depolara ihtiyaç duyulacaktır. Dünyada doğalgaz kullanımının artmasına paralel olarak ve ifade edilen sorunları gidermek üzere çeşitli yerlerde doğalgaz depoları yaygınlaşmaya başlamıştır.
Ülkemizde doğalgaz yer altı depolaması konusunda iki proje gündemde bulunmaktadır. Bunlardan birisi Silivri açıklarında bulunan Kuzey Marmara Doğalgaz Depolama projesidir. Diğer proje ise Tuz Gölü Yer altı Doğalgaz Depolama projesidir.
*Türkiye nükleer enerji alanında çalışmaları ilk başlatan ülkeler arasında olmasına rağmen bu konuda çok geri kalmıştır. 2004-2014 yıllarını kapsayan nükleer enerji ve teknoloji geliştirme projesiyle neler yapmayı planlıyorsunuz? Sizce önümüzdeki on yılda diğer ülkelerle aramızdaki açığı kapatabilecek miyiz?
Türkiye’nin geri kalması bu konuda yapılan çalışmaların bir devlet politikası ve uzun vadeli bir program kapsamında değerlendirilememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde hızla artmakta olan elektrik talebinin karşılanmasında nükleer enerji güvenilir bir seçenek konumundadır. Bu nedenle, 2010-2020 arası dönemde toplam yaklaşık 4500-5000 MW kapasiteye karşılık gelen nükleer santral devreye alınması öngörülmekte olup, konuya ilişkin araştırmalar Türkiye Atom Enerjisi (TAEK) başkanlığı tarafından yürütülmektedir.
Önümüzdeki 10 yıl içerisinde diğer ülkelerle aramızdaki açığın kapatılabilmesi için nükleer santrallerin kurulması ve Ulusal Nükleer Teknoloji ve Enerji Politikası kapsamında nükleer teknolojide bazı adımların atılması gerekmektedir. Bu kapsamda TAEK’in sunduğu stratejik plan çerçevesinde yerli imkanlarla araştırma reaktörü ve pilot reaktör tesislerinin kurulması planlanmaktadır.TAEK, devlet planlama teşkilatına bir nükleer enerji ve teknoloji geliştirme projesi teklif etmiştir. Bu proje, nükleer alanda sürdürülen faaliyetlerin geliştirilmesi ve uygulanması için gerekli olan öncelikli konuların ayrıntılı incelenmesini, analizini ve nükleer enerji üretimine yönelik tüm faaliyetlerin koordinasyonunu amaçlamaktadır.
*AB’nin geleceğe yönelik politikaları arasında bulunan yenilenebilir enerjinin kullanımının geliştirilmesi yönündeki planlarını da göz önünde bulundurursak, yenilenebilir enerjinin sürdürülebilir enerji arzını sağlamak için kullanılması yönünde ne gibi politikalar izlemeyi düşünüyorsunuz? Nükleer enerji bu politikalarınızın neresinde bulunuyor?
Temel hedefi tüketiciye enerji arzının sürekli, güvenilir, ekonomik olarak karşılanabilir ve çevresel yönden sürdürülebilir koşullarda temini olan Türkiye enerji politikasının ana prensipleri rekabetin tesis edilmesi yoluyla ekonomik verimliliğin artırılması, arz güvenliğinin temini ve çevrenin korunmasıdır. Gerek yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının geliştirilmesi, gerekse nükleer enerji seçeneğinin değerlendirilmesi, AB temel ilkeleri ile uyumlu bu prensiplerin hayata geçirilmesi doğrultusunda önemli iki stratejimizdir.
Enerji sektörümüzde çevresel etkilerin asgari düzeyde tutulması temel önceliklerimizdendir. ’0’ emisyon değerine sahip tek büyük çaplı ve baz yük üretim teknolojisi olan nükleer enerji bu özelliğiyle büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, nükleer atıkların depolanması hususu sürdürülebilir kalkınma hedeflerimiz doğrultusunda üzerinde önemle durduğumuz konuların başında gelmektedir.
SAYFA 3 |